31 Aralık 2010 Cuma

kadınlara dair notlar


1.gün

        Kadınlardan nefret ediyorum; bu dünyada ki acıların, açlığın, sefaletin, savaşların, tek nedeni kadınlardan nefret ediyorum.
       Üstünde pek düşünülmezse savaşların nedeni;  vatan, millet, din gibi sebepler olsa da savaşların gerçek nedeni ne vatan ne millet ne de din. Savaşların gerçek nedeni onları  çıkaranların para-güç hırsları. Bir toprak parçası üstünde ki maden yada petrol yada başka bir şey; ne için olduğu pek önemli değil, önemli olan para için olduğu. Çağlar boyu süregelen savaşların, katliamların tek ve gerçek nedeni para.  Niye bu kadar önemli para, niçin bu kadar gerekli. Çünkü para bir kadının gözüne girmek için gerekli, para bir kadına  güçlü olduğunu göstermek için gerekli, para bir sürü kadınla beraber olabilmek için gerekli. Para kadına kadınlara sahip olabilmek için gerekli.
       Dünya nüfusun bilmem kaçı zenginlik içinde yaşarken bilmem kaçı açlık çekiyor sefalet çekiyor. Zenginlik içinde yaşayanlar zenginliklerini aç insanların sırtından sağlıyor. Elde ettikleri zenginlik ile arabalar evler alıp, lüks hayatlar yaşarken en büyük yatırımlarını en büyük harcamalarını tek bir şey için harcıyor; kadınlar için.
       Yeryüzünde milyonlarca erkek  zengin olma hayalleri kuruyor. Zengin olabilmek için cinayetler işliyor, soygunlar yapıyor,  insanları zehirliyor. Zengin olmak için yaptıkları suçlar değişse de zengin olduklarında yapacakları şey değişmiyor; kadın.






2.gün

     Etrafıma baktığımda bir sürü mutsuz kadın  görüyorum. Umutlarını yitirmiş kendilerine hayata güvenlerini kaybetmiş mutsuz kadınlar. Oysa çok fazla bir şey istemiyorlar ki. Ne pahalı oyuncaklar ne büyük kocaman ihtişamlı evler onların istediği sadece sevmek kocaman sevmek bir de sevilmek. Zor değil ki. Hangi arada bu kadar çok kadın mutsuz oldu, neydi erkekleri bu kadar çok kadını mutsuz yapmaya iten, anlayamıyorum. Bazen sihirli bir değnek istiyorum, o değnek ile önce bir kadını mutsuz yapan kendimde ki tüm benleri tırpanlayıp sonra kendimden binlerce milyonlarca yapıp dünya üstündeki tüm mutsuz kadınlara göndermek istiyorum.
    





3.gün

        Çok değil bundan yirmi otuz yıl önce kadın babasının ya da dedesinin isteği ile hiç tanımadığı bir adam ile evlendirilirdi. Şansı var ise kocası içkisi kumarı garı kız alışkanlığı olmayan bir adam olur aşırı pinti aşırı cimri aşırı kıskanç da olmazsa kadın mutlu olurdu. Ancak çoğu kadın kötü kaderin kurbanı olur kocasının kötü huylarından bir ömür boyu dert çekerdi.
        Mahallede yada gidilen bir düğünde bir çocukla bakışılır, en fazla bir iki kere konuşma şansı elde edilir aşık olunur ancak çoğu zaman aşık olunan adama değil de başka bir adama verildiği için mutlu olunamazdı.     
         Şimdi ise zaman değişti. Acı çeken üzülen hor görülen kadın modern zamanlar ile artık istediği kişiyle çıkabiliyor istediği kişiyle görüşebiliyor artık kadın sevdiği aşık olduğu zaman oruspu nasıl bizim yüzümüzü düşürürsün diye dayak yemiyor hor görülmüyor. Bu değişimden sonra ne güzel oldu; artık kadın mutlu. artık kadın özgür, artık kadın üzülmüyor acı çekmiyor diyebileceğimiz sanıyorduk sanıyordum. Ama öyle olmadı. Kadın istediği aşık olduğu adam ile doya doya aşkını yaşama şansı elde etti ama kötü zaman da aşkların bittiği bir zamanda. Kadın bu zamanda da mağdur bu zamanda da mutsuz ama bu sefer onu mutsuz yapan ne babası ne dedesi ne de baskıcı mahallesi onu bu defa mutsuz yapan daha büyük bir düşman, onu defa mutsuz yapan daha kötü bir düşman, onu mutsuz yapan onun sevdiği adam. Sevdiği adam yalancı, sevdiği adam sahtekar, sevdiği adam güvenilmez, sevdiği adam sevilmeyi hak etmiyor, sevdiği adam iğrenç bir sex makinesi, sevdiği adam tam bir pislik. Sonra yeni bir şey duyuldu kulaktan kulağa yayıldı adam gibi adam kalmadı.







4.gün

       Yolda yürürken, bir yerlerde otururken nadiren de olsa mutlu kadınlar görüyorum. Gözlerinin içi gülen mutlu kadınlar. Bir şeyler anlatıyorlar karşılarında oturan, yanlarında yürüyen arkadaşlarına heyecanla ve mutlu gözlerle. Yanlarına gidip mutlu musun diye sormak istiyor sonra mutlu oldukları için onları alkışlamak, tebrik etmek, ne kadar şanslı olduklarını söylemek istiyorum.

       
       Bu dünyayı daha yaşanabilir daha güzel bir hale getirmek bu dünyada ki tüm acılara son vermek için başkaları binlerce yapılması gereken saysa da benim bir tane yapılması gerekenim var  bu dünya da ki tüm kadınları mutlu yapmak.






5. gün

Kadınlar ne ister kadınlar ne bekler sorusuna kendimce küçük bir liste yaptım.

·       kadınlar sevmek-sevilmek ister
·       kadınlar küçük sürprizler, küçük hediyeler ister
·       kadınlar orkideler kocaman bukleler değil, her gün değil, arada bir alınılan tek bir kırmızı gül ister
·       kadınlar güvenmek ister, güvenilmesini bekler
·       kadınlar inanmak ister
·       kadınlar anlattıklarının dinlenilmesini dinleniyor gibi değil gerçekten dinlenilmesini ister
·       kadınlar her güzel şeyde her mutlu anda yanında sevdiğinin olmasını ister
·       kadınlar kollarıyla kocaman onu saran sımsıkı kucaklayan sevgili ister
·       kadınlar hatırlanmak, aranılmak, özlenilmek ister
·  kadınlar seni seviyorum, sen benim her şeyimsin, sensiz bir dünyanın benim için hiçbir anlamı yok sözlerini duymak ister.
·         kadınlar özel olduklarını bilmek ister.
. kadınlar sevgililerinin kendilerine dünyanın sekizinci harikası gibi bakmalarını ister.
.  kadınlar sevgililerinin kendilerine sadık olduğunu onu asla aldatmayacağını ondan başka kimseye bakmayacağını bilmek isterde ama yaa o kötü kadınlar onu benden çalarsa diye de korkmak ister sevgililerini  sıkı sıkı tutmak ister



     .







23 Kasım 2010 Salı

çiçek kız


      Bir çiçekçinin önünde beklerken küçük bir kız gördüm.Anne babası alışveriş yaparken karşısına birden kocaman çiçek bukleleri çıkınca sevinç çığlıkları attı, küçük kız. Heyecanla koklamaya başladı tüm çiçekleri, büyük ihtimalle hiç kokusu olmayan çiçekleri o inatla kokladı, hissetmeye çalıştı onları. Küçük kız karşımda bir kadın oldu o an; sevgiliden çiçek alan bir kadın, bir tek çiçekle mutlu olan bir kadın. Küçük kızdan sadece birkaç yaş büyük abisi geldi küçük kızın yanına.Abisi ilgilenmedi önünde ki kocaman çiçeklerle, kardeşinin kafasına vurmaya başladı.Küçük kız, abisinden rahatsız olsa da arada bir yapmaaa yaa dese de bırakmadı, çiçekleri.  Koklamaya devam etti onları.İki küçük çocuk değil de iki büyük insan vardı sanki karşımda sadece çiçeklerle mutlu olan bir kadın, gözünün önünde ki çiçekleri görmeyen bir erkek

oyun


        
İnsanlara bakmayı seviyorum, yüzlerinden hayatlarını okumaya çalışıyorum. Bazen üzülüyorum; kederli, bitkin, yorgun birini gördüğümde. Bazen de mutlu oluyorum; gözlerinin içi ışıl ışıl birini gördüğümde. Tek başıma yürüdüğüm, uzun şehir otobüs yolcukları yaptığım zamanlarda çıktı oyunum. Oyunun tek bir kuralı var; baktığımı belli etmemek, baktığım insanlara.Kadınlar  onlara baktığımı fark ettiklerinde kadınlık güdüsüyle onları kestiğimi zannediyorlar, erkeklerse çoğu zaman fark etmiyorlar onlara baktığımı.Önümden geçip gittilerse tek kelimelerle düşünüyorum; mutlu, kaderci, yorgun, kabullenmiş, acı çeken, hüzünlü gibi kelimeler oluyor, kelimelerim.Karşımda oturuyorlarsa biraz daha uzun oluyor kelimelerim, birkaç cümle oluyor bazen de.Dün de arkadaşlarla gidilen cafe de tavla muhabbeti başlayınca sıkıntıdan kalkmak istedim, tavlacılardan biri şehir dışından gelen arkadaşım olduğundan da kalkamadım.Bende oyunumu oynadım, her zamankinden bir farkla,  kağıda döktüm bu sefer oyunu.




Rahat gibi gözükmeye çalışsa da gergin mutlu gözükmeye çalıştığı halde mutsuz olduğu gibi. Şikayetçi insanlardan, en çok da nankörlüklerinden. Yine de barışık olmaya çalışıyor onlarla. Sohbetlerin de ne kadar iyi,  ne kadar arkadaş canlısı olduğunu anlatıyor açıkça söylemese de.

       
        Dert ortağı, herkesin kardeşi herkesin ablası, büyüklerle büyük küçüklerle küçük. Çocukların sevimli, şefkatli, ilgili ablası-teyzesi-yengesi.Hiç bir şeyi abartılı değil, her şeyi sade her şeyi içten.Yardımsever, karşılık beklemeden.


        Agresif, hiçbir şeyi beğenmez. Dudak bükmek, beğenmemek bir huy onun için.Evin en küçük oğlu, tembelliği de ukalalığı da düşüncesizliği de bu yüzden. Düşüncesiz bir adam  olduğu gibi en çok kızdığı da, tahammül edemediği de düşüncesizlik.


        Küçük sevimli bir kızdı, saçlarına rengârenk tokalar takmadan, fırfırlı pembe eteğini giydirmeden sokağa çıkarmazdı annesi. Babasının biricik kızıydı hala da öyle, o da çok seviyor babasını. Büyüdü şimdi, sevimli bir kız oldu, ilerde de sevimli bir kadın olacak.Sevimli olduğunu bildiği gibi seviyor da sevimli olmayı.Annesi onunla nasıl ilgilendi ise öyle ilgilenecek kızıyla, zaten en büyük hayalide, biraz kendisine biraz sevdiği adama benzeyen, bir kızı olması.Sevişmesi ateşli, önce ağır kalıyor hissetmek istiyor sonra ateşli sevişiyor.


        Garip bi şekilde güveniyor kendine. Kendine olan güveni ne tam ne de eksik aralarda bir yerlerde. Rahat olduğu insanların yanında çenesi durmaz,  rahat olmadığı insanların yanında süt dökmüş kediye döner. Komik bir adam olmasa da, hatta sıkıcı bir adam olsa da şakacı bir yanı var. Ortaların adamı ne iler de ne geride yaptığı işlerde de eğlencelerinde de.


        Kimse görmemiştir kocaman bir kahkaha attığını, gülümseyişi tebessümden biraz daha fazla. Ruhu durağan çünkü onun. Düzenli tertipli ama başkalarının ki gibi değil onun düzeni tertibi. Ona kimse ne tertipli ne düzenli bir kızsın demese de o elinden geleni yapıyor. Sevdiği filmlerde var kitaplarda ama hiçbiri onu o yapanlardan değil o nasıl doğduysa öyle, çok açık değil ki değişmeye. Konuşacak anlatacak çok şeyi yok. En çok arkadaşlarının başından geçen komik şeyleri anlatıyor konuştuğu zamanlarda, sonra da neden komik olmuyor ben anlatınca diyor, oysa o gün çok daha komikti anlattıkları. Erkeğine düşkün, hayatında ki en değerlisi erkeği.Bir de çocukları olacak ilerde.


                Hayatla, herkesle barışık kimseyle bir derdi yok. Kendine güveni, tam. Sevgiliyle bir de arkadaşlarla vakit geçirmek en büyük eğlencesi. Hızla anlatırken anlatacaklarını karşısındakinin gözlerinin içine bakıyor. Farkında değil ama gözlerinde ki ışıltıya güveniyor. Konuşması vurgulu, geçişli eğlenceli.Her şeyi belirgin, mutluluğu da mutsuzluğu da.

sınırsız hediye çeki



         Bu sabah, öylesine bir soru olarak aklıma geldi; beraber takılan, beraber gezen iki kankadan birine geyik olsun diye sorduğum, öylesine bir soru ‘’ abi elinde bol sıfırlı bir hediye çeki olsa, çeki sana veren, çeki sadece kankana hediye almakta kullanabilirsin dese, ne alırsın’’  diye başlayan bir soru. Soruya bir cevap alamadığımdan mıdır yoksa farkında olmadan soruyu aslında kendime sorduğumdan mıdır; soru bütün gün kafamın içinde gezindi. Sonra televizyonlar da yayınlanan yarışma programları gibi şekillendirdim soruyu. Ev  araba alınamasa, alınan hediyenin arkadaşı çok mutlu etme şartı olsa, kısa veya uzun vadede onun hayatını toptan değiştirse diye. Mesela bir bisiklet alınabilirse bu hediye çeki ile, bisikleti aldığın kişi çok mutlu olacaksa tabii ancak tek şart çok mutlu olması da değil o bisikleti aldığın kişinin  hayatının gidişatı da değişmeli. Eğer bisikleti aldığın kişi, onu sadece bir araç olarak kullanacaksa her ne kadar, bisiklet onu çok mutlu etcekse de hayatını değiştirmediğinden; çek geçerli olmayacak; fakat bisiklet yarışçısı olmak isteyen, bisikleti olmadığı için yarışmalara hazırlanamayan birine bisiklet alınması çeki geçerli yapacaktır. Çünkü o bisiklet, onu çok mutlu edeceği gibi ilerde onun, bir bisiklet yarışçısı olmasını da sağlayabilir.Hayatı o bisikletten sonra değişebilir.Hediye bisiklette olduğu gibi uzun vadede insanın hayatını değiştirecek bir hediye olabileceği gibi kısa vadede hatta hemen hayatını değiştirebilecek bir hediye de olabilir. Mesela bir işyerinde garson olarak çalışan, en büyük hayali heykeltıraş olmak isteyen bir adamı güzel sanatlar üniversitesine heykeltıraş bölümüne tüm eğitim masraflarını karşılayarak gönderebilirsin de. Bu da kısa vade de hayatını değiştirecek bir hediye olacaktır. Garson olarak çalışan bir adamken güzel sanatlarda hayal ettiği bölümde okuyan birisi olacaktır. Bunları düşündükten sonra çek bana geldiğinde kimlere hediye alabileceğimi düşündüm; bir arkadaşıma pc tablet, bir arkadaşıma yurt dışında altı ay lisan eğitimi, bir arkadaşıma dalgıç okulu açabildim. Oysa geride daha bir sürü arkadaşım vardı. Tanıdığım bir sürü insan vardı ama; ben onlara hiç bir şey alamıyordum. Bir şeyler geliyor aklıma ama aklıma gelenler şartların hepsini karşılamıyordu. Sadece üç arkadaşımın hayatını şu anki gidişatsan çok farklı bir yönde değiştirebiliyordum,  sadece üç arkadaşımı herhangibi bir hediyenin vereceği mutluluktan çok daha fazla mutlu edebiliyordum, sadece üç arkadaşıma bir şans daha verebiliyordum. Hediye alamadıklarım, onları düşündüm, neden onlara hediye alamadığımı düşündüm. Mutlu olduklarından mı hayalleri olmadığından mı hediye alamıyordum onlara. Oysa benim hayatım boyunca her zaman bir hediyem vardı ve ben  bir karar veremedim hayatım boyunca mutsuz bir adam olarak mı hayallerle yaşayan bir adam olarak mı yaşadığıma.



16 Kasım 2010 Salı

giyimine pek de önem göstermeyen kız

Giyimine pek de önem göstermeyen bi kızın,  istemeden kulak misafiri oldum; giyimine önem gösteren yurtta ki arkadaşlarından şikayetlerine ‘’o onun elbisesini alıyor, o ondan çanta istiyor. Ben hiç sevmiyorum öyle şeyleri ’’ diye anlattıkça uzaklaşmak istedim ordan, en azından dinlemek zorunda değilim,  bana anlatmıyor bunları diyerek de sevindim kendi kendime;  yolumu değiştirdim sonra

ya ölürsem

       ‘’Orda olmak ister miydin’’ dedi  ‘’istemezdim’’ dedim bir bilgisayar oyunun da ki savaş sahnesi için   ‘’niye’’   dedi   ‘’ya ölürsem’’ dedim   ‘’korkuyor musun ki ölmekten’’  dedi  ‘’korkuyorum tabii’’   dedim  ‘’ne diye korkuyorsun ki hani din falan yasaklamasa beş dakika durmaz intihar ederdim’’   dedi    ‘’niye korkmayım ki dedim yaşamak bu kadar güzelken, sadece bir defa daha lunapark da üç dakika daha çarpışan otaya binmenin heyecanı mutluluğu için bile yaşarım’’   dedim.   ‘’Değmez nasıl olsa üç dakika sonra bitecek’’    dedi. ‘’Bitmeyecek ki üç dakika sonra ya da ertesi gün başka bir mutluluk başlayacak’’  dedim.   ‘’ Güzel bir şey yapmanın verdiği mutluluk, üç beş arkadaş yan yana geldiğinde yapılan geyikler, yıllarca hayalini kurduğun  hayalin gerçekleşmesi, çok istediğin o şehre yada ülkeye gitmek; o şehirde o ülke de dünyanın en özgür insanı olmak, hiç tanımadığın bir daha görmeyeceğin biriyle yaptığın üç-beş dakikalık sohbetler,  uzun zamandır görmediğin arkadaşla yeniden karşılaşmak eskileri yad etmek, başarmanın mutluluğu,  çoçukken oynadığın oyunlar hiç büyümemiş gibi yine oynayacağın oyunlar,  sevgiliye kocaman sımsıkı sarılmalar, uyanma vakti gelse de biraz daha biraz daha uyumak istiyorum diye uzatılan sabah uyanmaları,   hiç beklenmeyen bir anda alınan hediyeler,   acaba aldığında ne düşünecek beğenecek mi diye heyecanla alınan verdiğin anda gözlerinde göreceğin gülümseme;   bunlar için yaşamaz mı ‘’dedim sonra bir film geldi aklıma    ‘’hayalet’’

       ‘’Hani bir film vardı:    ‘’hayalet’’   adam ölüyor dünya da ki işleri tamam olmadığı için iki dünya arasında sıkışıyor ne öbür dünyaya gidebilir ne de burda normal insanlar gibi kalabiliyordu, hayalet olarak geziniyor, hiç bir şeye dokunamıyor,   kimseyle konuşamıyor, kimseye bir şey yapamıyordu. Sevgilisine yardım etmek için çırpınıyor ama elinden hiçbir şey gelmiyordu. Ya öyle bir şeyse dedim ölüm ve ben burada şimdi yaptığım gibi konuşamazsam seninle; şu anda sen acı çekiyor olsan sana üzülmemeni söyleyebilirim,  seni teselli edebilirim, bu çok kötü bir durum; ama belki de yarın için iyi olacak, şimdi kötü sandığımız şey yarın sana iyi gelecek diyebilirim sonra da dışarıya çıkıp  ağaç da kalmış bir kediyi kurtarabilirim veya sokakta avazım çıktığı kadar bağırabilirim, yan dairede ki teyzenin televizyonunu bir odadan diğerine de taşıyabilirim; ama ya ölürsem bunları yapmak ister; ama hiçbir şey yapamazsam ---ölmek istemiyorum, ölüm beni korkutuyor ---‘’     dedim.

14 Kasım 2010 Pazar

inanıyorum ben aşkıma

       bu aralar dilime takılan bir şarkı sanki dünyada ki tüm kadınların aşktan hatta hayattan beklentilerini anlatıyor. ''Tamamdır inanıyorum ben aşkıma''   inanmaktan  başka  ne  ister  ki  kadın?  ha   üzülmemek ister,  sevilmek ister    ''Üzmez o beni sarar beyaz beyaz pamuklara''  başka? Güvenmek ister  bir de. ''Güveniyorum sana hadi al al ona iyi bak''  güvenen, üzülmeyen, inanan, sevilen  mutlu kadın

Bilmesi Gerekmeyenler


     Mesela; bir kız’ a âşıksındır, gece-gündüz sürekli onu düşünüyorsundur, elin bütün gün telefonuna gidiyor mesaj atmak; bir şeyler sormak, o an ne yaptığını öğrenmek  istiyorsundur. ama ya fark ederse, âşık olduğumu anlarsa o zaman arkadaşlığımız da biter bir daha da onu göremem belki de çok mesaj atıyorsun der, o zaman bir daha da  mesaj atamam korkusu yaşıyorsundur.  Bunları ona anlatmak istesen de anlatmaman da yerindedir çünkü sen âşıksındır ve bu aşk sana mutluluk veriyordur ya da ızdırap ne olursa olsun bu seninle ilgili bir şeydir onun bunu bilmesi gerekmez buna BİLMESİ GEREKMEYENLER denir.

12 Kasım 2010 Cuma

neşeli çay


Neşeli  olduğum günler çayları beğendiğimi, neşesiz olduğum günler çayları beğenmediğimi iddia eden bir çaycımız var. öyle olmadığını iddia etsem de  bugün çayları beğendim

11 Kasım 2010 Perşembe

yeniliklere açık olmak

           Kendini nasıl biri olarak tanımlarsın?  Ne zaman bu soruyla karşılaşsam, onlarca madde koyar, bir tanesini de muhakkak  ‘’Yeniliklere Açık Olmak’’ yapardım. Kendini yeniliklere açık bir adam sanıyordum.ta ki 1 gün öncesine kadar.

     Bilgisayarı aldığım günden beri vista’ nın berbat bir işletim sistemi olduğunu, bilgisayarı hantallaştırmaktan başka bir şey yapmadığını, xp nin çok daha iyi bi işletim sistemi olduğunu duyarım.  Her ne kadar bir bilgisayar kurdu olmasam da azcık kullandığım birkaç programda da beni  tild eden Vista’dan kurtulmak için hep sabrettim. Başka işletim sistemi yükleyip de garantiden çıkarmayım bilgisayarı diye. Birkaç ay öncesi de garantisi bitti; ama bu seferde  tembelliğimden format atamadım bilgisayara. Bilgisayardan hiç anlamayan ben, formatı kendim atmayacak olsam da, arkadaşlarımın kucağına vermek dahi zor geldi. Artık bu bilgisayar çökecek, gidecek güzelim bilgilerim, korkuları yaşamaya başladığım da; format atmak kaçınılmaz oldu. Ev arkadaşım tam bir bilgisayar kurdu olduğundan en azından öyleymiş gibi yaptığından. Ona söyledim. Zaten o da beni kuruyor, her gün ‘’ ya bu çok yavaş yaaa, ölmüş bu bilgisayar’’ diyordu. Vesselam bir gaz haliyle at dedim şuna format. ‘’Tamam, atıyorum, yarın hazır bilgisayarın’’ dedi. Ki kendisinin en çok sevdiğim yanlarından biri benim için karmaşık, zor işleri, bir çırpı da hiç acı çekmeden yapmasıdır. Ben xp istedim bu işlerden anlamasam da garantili olsun; kullanacağım her şey için uyumlu olsun diye( sanki çok bir şey kullanıyorum da)   o windows7 dedi,  xp  windows7  xp  windows7 xp  derken,  tamam sana bırakıyorum; ama memnun kalmazsam hemen değiştirirsin dedim kabul etti.
        
      Ertesi gün eve geldiğimde bilgisayar  iş yerine götürülmüş orda voltran oluşturulmuş bilgisayar hazır hale getirilmişti. Tabii bu durumun beni ne kadar mutlu ettiğimi söylememe gerek yok. Bilgisayarı ilk elime aldığım da vavvv uçuyor bu dedim. Kısa bir net gezintisinden sonra, klasörlerimi düzenlemeye başladım. Birkaç dakika uğraşmama rağmen ne yaparsam yapayım klasörlerimin yerini istediğim gibi belirleyemiyordum. Windows 7 klasörlerin yerini  nerdeyse annenizin kızlık soyadına göre sıralamak ister misiniz diye soruyor ama istediğim yere koymama izin vermiyordu. Ev arkadaşıma sorduğum da klasörleri kaydıramazsın orda ki seçeneklere göre belirleyeceksin dedi. ‘’Ne yani ben, şimdi bu klasörleri sıralarken istediğim gibi sıralamayacak mıyım ilaha da onun söylediği seçeneklerden mi yapcam’’  dedim çok garip bir şey söylemişim gibi yüzüme bakıp ‘’koymuş işte bir sürü seçenek’’ daha ne istiyorsun dedi. Benim için ‘’ Windows 7 bitti basit bir sıralamayı bile yapamadıktan sonra daha ne yarar ki ’’ derken ev arkadaşımdan çok büyütüyorsun yorumu geldi. İlk anda yaa ne büyütmesi bunu yapamadıktan sonra neye yarar  dedimse de ertesi gün bir daha düşündüğümde aslında sorunun klasör değişimi falan olmadığını sorunun sadece yeni bir şeyi kabullenememek olduğunu düşündüm. Ev arkadaşım haklıydı çok büyütüyordum ve bu yeni şeyi kabullenmeliydim.


14 Eylül 2010 Salı

kaç kere daha gelcem dünyaya

        
         bir aralık ayında Ankara da değil de başka bir yerde doğsaydım; başka bir gezegende değil, başka bir tarihde de deği; sadece başka bir yerde. Dünyanın başka bir şehrin de, başka bir ülkesin de. Yine aynı ben olurmuydum, yine aynı mutlulukları,  aynı acıları yaşar, aynı tatları sever, aynı şeylere güler miydim, umursadıklarım aynı olur muydu? Ya da bambaşka bir   adam mı olurdum. Şu andakinden çok daha başka, bambaşka bir adam.

26 Ağustos 2010 Perşembe

kuş kafası


      

Geçerken, bir kalabalık gördüm. Neyin nesi diye baktığım da; bir dükkânın tabelasının üstünde ki bir tür muhafaza alüminyumuna sıkışmış bir güvercini kurtarmaya çalışıyorlardı, ellerinde ki uzun bir sopayla. Kurtarmaya çalışan çocuk, kuşu mu yoksa alüminyum muhafazayı mı kurtarmaya çalışıyordu pek belli değildi. Etrafta ki dükkânların esnaflarından oluşan kalabalıktan bazıları     '' aman dikkat kafasını koparacaksın kuşun  ''  dedikçe  '' koparsa kopsun dünyanın parasını verdim ben o alüminyumlara, dikkat et, bak alüminyumu kıracaksın ''  dedi içlerinden bir kadın. Anlaşılan dükkân sahibiydi. Soğudum kadından, nefret ettim, en çok da kadın olduğu için nefret ettim, anne olacak bir kadın bu kadar duygusuz, bu kadar maddeci olmamalıydı. Bilmem kaç liralık alüminyum daha değerliydi onun için bir kuşun kafasından.

       Bir kaç gün  gezdikten sonra en iyisini en uygun fiyata veren yeri bulmuştum. Siparişimi vermek için dükkâna gittim. Siparişimi alan kız, ellerinde istediğim ürünün olup olmadığını telefonla araştırırken, bende oturdum, müşteri koltuklarından birine. Masanın diğer ucunda dükkân sahibi ya da çalışanı olan kadın telefonda konuşuyordu, bana aldırış etmeden. Nişanlısı ya da kocasıyla eve alacakları eşyaları konuşuyorlardı. Kadın telefonda konuştuğu adama   '' ben onu istemiyorum, sen almayacağız demiştin, şimdi yine onun siparişini mi verdin! hep böyle yapıyorsun ama ''  diye kızıyordu. Önce bu konuşmanın sıradan bir kadın-erkek çekişmesi anlaşmazlığı olduğunu düşündüm. Telefon uzadıkça kadın daha çok kızmaya diretmeye başladı   '' sonra konuşuruz, bunun hesabını vereceksin ''  diye kapattı telefonu. Benim siparişimi alan kıza dönerek '' vallaha şeytan at diyor şu nişanı, uğraşamayacam ben bunla, ben köşe takımı istemiyorum dedikçe bu ikincisinin siparişini veriyor '' dedi. Kız bir şey demedi ama ben dedim. '' ne önemi var köşe olmuş, ya da olmamış '' dedim.  '' aaa öyle demeyin bu kaçıncı hep benim dediğim diyor, ne zormuş bu işler ''  diyerek yine tekrarladı, nişan atma olayını   '' bir köşe takımı için nişan atılır mı? ''  deyince '' atılır tabi niye atılmayacakmış ''dedi. Konuştukça daha da açıldı, açıldıkça anlamadım kadının neden evlendiğini. Sanki âşık olduğu adamla evlenmiyor da yıllardır hayalini kurduğu arabayı alıyordu.
      
        Dükkândan çıkarken hatırladım kadını, bir kaç gün önce  '' koparsa kopsun, dünyanın parasını verdim o alüminyumlara, dikkat et, bak alüminyumu kıracaksın '' diyen kadındı. Önce evleneceği adama acıdım sonra doğuracağı çocuklara.
















25 Ağustos 2010 Çarşamba

hamburger ile sevişmek

         Her defasında bir daha yapmayacam niye yaptım ki desem de hiç bir zaman bitiremedim; ne hamburger yemeyi, ne de bir şey hissetmediğim kadınlarla sevişmeyi. Uzun zamandır yemiyorum, bir daha yemem, hem başka yiyecek başka bir şey de yok, bir hamburgerden bir şey olmaz diyerek girdiğim kapıdan '' of niye yedim ki bu tatsız tuzsuz şeyi '' diyerek tiksintiyle çıkmak yada  ''  offf niye seviştim  bu kadınla, hani bir daha yapmayacaktın ''   demek. Aynı heyecan, aynı tiksinti, aynı pişmanlık