23 Kasım 2010 Salı

çiçek kız


      Bir çiçekçinin önünde beklerken küçük bir kız gördüm.Anne babası alışveriş yaparken karşısına birden kocaman çiçek bukleleri çıkınca sevinç çığlıkları attı, küçük kız. Heyecanla koklamaya başladı tüm çiçekleri, büyük ihtimalle hiç kokusu olmayan çiçekleri o inatla kokladı, hissetmeye çalıştı onları. Küçük kız karşımda bir kadın oldu o an; sevgiliden çiçek alan bir kadın, bir tek çiçekle mutlu olan bir kadın. Küçük kızdan sadece birkaç yaş büyük abisi geldi küçük kızın yanına.Abisi ilgilenmedi önünde ki kocaman çiçeklerle, kardeşinin kafasına vurmaya başladı.Küçük kız, abisinden rahatsız olsa da arada bir yapmaaa yaa dese de bırakmadı, çiçekleri.  Koklamaya devam etti onları.İki küçük çocuk değil de iki büyük insan vardı sanki karşımda sadece çiçeklerle mutlu olan bir kadın, gözünün önünde ki çiçekleri görmeyen bir erkek

oyun


        
İnsanlara bakmayı seviyorum, yüzlerinden hayatlarını okumaya çalışıyorum. Bazen üzülüyorum; kederli, bitkin, yorgun birini gördüğümde. Bazen de mutlu oluyorum; gözlerinin içi ışıl ışıl birini gördüğümde. Tek başıma yürüdüğüm, uzun şehir otobüs yolcukları yaptığım zamanlarda çıktı oyunum. Oyunun tek bir kuralı var; baktığımı belli etmemek, baktığım insanlara.Kadınlar  onlara baktığımı fark ettiklerinde kadınlık güdüsüyle onları kestiğimi zannediyorlar, erkeklerse çoğu zaman fark etmiyorlar onlara baktığımı.Önümden geçip gittilerse tek kelimelerle düşünüyorum; mutlu, kaderci, yorgun, kabullenmiş, acı çeken, hüzünlü gibi kelimeler oluyor, kelimelerim.Karşımda oturuyorlarsa biraz daha uzun oluyor kelimelerim, birkaç cümle oluyor bazen de.Dün de arkadaşlarla gidilen cafe de tavla muhabbeti başlayınca sıkıntıdan kalkmak istedim, tavlacılardan biri şehir dışından gelen arkadaşım olduğundan da kalkamadım.Bende oyunumu oynadım, her zamankinden bir farkla,  kağıda döktüm bu sefer oyunu.




Rahat gibi gözükmeye çalışsa da gergin mutlu gözükmeye çalıştığı halde mutsuz olduğu gibi. Şikayetçi insanlardan, en çok da nankörlüklerinden. Yine de barışık olmaya çalışıyor onlarla. Sohbetlerin de ne kadar iyi,  ne kadar arkadaş canlısı olduğunu anlatıyor açıkça söylemese de.

       
        Dert ortağı, herkesin kardeşi herkesin ablası, büyüklerle büyük küçüklerle küçük. Çocukların sevimli, şefkatli, ilgili ablası-teyzesi-yengesi.Hiç bir şeyi abartılı değil, her şeyi sade her şeyi içten.Yardımsever, karşılık beklemeden.


        Agresif, hiçbir şeyi beğenmez. Dudak bükmek, beğenmemek bir huy onun için.Evin en küçük oğlu, tembelliği de ukalalığı da düşüncesizliği de bu yüzden. Düşüncesiz bir adam  olduğu gibi en çok kızdığı da, tahammül edemediği de düşüncesizlik.


        Küçük sevimli bir kızdı, saçlarına rengârenk tokalar takmadan, fırfırlı pembe eteğini giydirmeden sokağa çıkarmazdı annesi. Babasının biricik kızıydı hala da öyle, o da çok seviyor babasını. Büyüdü şimdi, sevimli bir kız oldu, ilerde de sevimli bir kadın olacak.Sevimli olduğunu bildiği gibi seviyor da sevimli olmayı.Annesi onunla nasıl ilgilendi ise öyle ilgilenecek kızıyla, zaten en büyük hayalide, biraz kendisine biraz sevdiği adama benzeyen, bir kızı olması.Sevişmesi ateşli, önce ağır kalıyor hissetmek istiyor sonra ateşli sevişiyor.


        Garip bi şekilde güveniyor kendine. Kendine olan güveni ne tam ne de eksik aralarda bir yerlerde. Rahat olduğu insanların yanında çenesi durmaz,  rahat olmadığı insanların yanında süt dökmüş kediye döner. Komik bir adam olmasa da, hatta sıkıcı bir adam olsa da şakacı bir yanı var. Ortaların adamı ne iler de ne geride yaptığı işlerde de eğlencelerinde de.


        Kimse görmemiştir kocaman bir kahkaha attığını, gülümseyişi tebessümden biraz daha fazla. Ruhu durağan çünkü onun. Düzenli tertipli ama başkalarının ki gibi değil onun düzeni tertibi. Ona kimse ne tertipli ne düzenli bir kızsın demese de o elinden geleni yapıyor. Sevdiği filmlerde var kitaplarda ama hiçbiri onu o yapanlardan değil o nasıl doğduysa öyle, çok açık değil ki değişmeye. Konuşacak anlatacak çok şeyi yok. En çok arkadaşlarının başından geçen komik şeyleri anlatıyor konuştuğu zamanlarda, sonra da neden komik olmuyor ben anlatınca diyor, oysa o gün çok daha komikti anlattıkları. Erkeğine düşkün, hayatında ki en değerlisi erkeği.Bir de çocukları olacak ilerde.


                Hayatla, herkesle barışık kimseyle bir derdi yok. Kendine güveni, tam. Sevgiliyle bir de arkadaşlarla vakit geçirmek en büyük eğlencesi. Hızla anlatırken anlatacaklarını karşısındakinin gözlerinin içine bakıyor. Farkında değil ama gözlerinde ki ışıltıya güveniyor. Konuşması vurgulu, geçişli eğlenceli.Her şeyi belirgin, mutluluğu da mutsuzluğu da.

sınırsız hediye çeki



         Bu sabah, öylesine bir soru olarak aklıma geldi; beraber takılan, beraber gezen iki kankadan birine geyik olsun diye sorduğum, öylesine bir soru ‘’ abi elinde bol sıfırlı bir hediye çeki olsa, çeki sana veren, çeki sadece kankana hediye almakta kullanabilirsin dese, ne alırsın’’  diye başlayan bir soru. Soruya bir cevap alamadığımdan mıdır yoksa farkında olmadan soruyu aslında kendime sorduğumdan mıdır; soru bütün gün kafamın içinde gezindi. Sonra televizyonlar da yayınlanan yarışma programları gibi şekillendirdim soruyu. Ev  araba alınamasa, alınan hediyenin arkadaşı çok mutlu etme şartı olsa, kısa veya uzun vadede onun hayatını toptan değiştirse diye. Mesela bir bisiklet alınabilirse bu hediye çeki ile, bisikleti aldığın kişi çok mutlu olacaksa tabii ancak tek şart çok mutlu olması da değil o bisikleti aldığın kişinin  hayatının gidişatı da değişmeli. Eğer bisikleti aldığın kişi, onu sadece bir araç olarak kullanacaksa her ne kadar, bisiklet onu çok mutlu etcekse de hayatını değiştirmediğinden; çek geçerli olmayacak; fakat bisiklet yarışçısı olmak isteyen, bisikleti olmadığı için yarışmalara hazırlanamayan birine bisiklet alınması çeki geçerli yapacaktır. Çünkü o bisiklet, onu çok mutlu edeceği gibi ilerde onun, bir bisiklet yarışçısı olmasını da sağlayabilir.Hayatı o bisikletten sonra değişebilir.Hediye bisiklette olduğu gibi uzun vadede insanın hayatını değiştirecek bir hediye olabileceği gibi kısa vadede hatta hemen hayatını değiştirebilecek bir hediye de olabilir. Mesela bir işyerinde garson olarak çalışan, en büyük hayali heykeltıraş olmak isteyen bir adamı güzel sanatlar üniversitesine heykeltıraş bölümüne tüm eğitim masraflarını karşılayarak gönderebilirsin de. Bu da kısa vade de hayatını değiştirecek bir hediye olacaktır. Garson olarak çalışan bir adamken güzel sanatlarda hayal ettiği bölümde okuyan birisi olacaktır. Bunları düşündükten sonra çek bana geldiğinde kimlere hediye alabileceğimi düşündüm; bir arkadaşıma pc tablet, bir arkadaşıma yurt dışında altı ay lisan eğitimi, bir arkadaşıma dalgıç okulu açabildim. Oysa geride daha bir sürü arkadaşım vardı. Tanıdığım bir sürü insan vardı ama; ben onlara hiç bir şey alamıyordum. Bir şeyler geliyor aklıma ama aklıma gelenler şartların hepsini karşılamıyordu. Sadece üç arkadaşımın hayatını şu anki gidişatsan çok farklı bir yönde değiştirebiliyordum,  sadece üç arkadaşımı herhangibi bir hediyenin vereceği mutluluktan çok daha fazla mutlu edebiliyordum, sadece üç arkadaşıma bir şans daha verebiliyordum. Hediye alamadıklarım, onları düşündüm, neden onlara hediye alamadığımı düşündüm. Mutlu olduklarından mı hayalleri olmadığından mı hediye alamıyordum onlara. Oysa benim hayatım boyunca her zaman bir hediyem vardı ve ben  bir karar veremedim hayatım boyunca mutsuz bir adam olarak mı hayallerle yaşayan bir adam olarak mı yaşadığıma.



16 Kasım 2010 Salı

giyimine pek de önem göstermeyen kız

Giyimine pek de önem göstermeyen bi kızın,  istemeden kulak misafiri oldum; giyimine önem gösteren yurtta ki arkadaşlarından şikayetlerine ‘’o onun elbisesini alıyor, o ondan çanta istiyor. Ben hiç sevmiyorum öyle şeyleri ’’ diye anlattıkça uzaklaşmak istedim ordan, en azından dinlemek zorunda değilim,  bana anlatmıyor bunları diyerek de sevindim kendi kendime;  yolumu değiştirdim sonra

ya ölürsem

       ‘’Orda olmak ister miydin’’ dedi  ‘’istemezdim’’ dedim bir bilgisayar oyunun da ki savaş sahnesi için   ‘’niye’’   dedi   ‘’ya ölürsem’’ dedim   ‘’korkuyor musun ki ölmekten’’  dedi  ‘’korkuyorum tabii’’   dedim  ‘’ne diye korkuyorsun ki hani din falan yasaklamasa beş dakika durmaz intihar ederdim’’   dedi    ‘’niye korkmayım ki dedim yaşamak bu kadar güzelken, sadece bir defa daha lunapark da üç dakika daha çarpışan otaya binmenin heyecanı mutluluğu için bile yaşarım’’   dedim.   ‘’Değmez nasıl olsa üç dakika sonra bitecek’’    dedi. ‘’Bitmeyecek ki üç dakika sonra ya da ertesi gün başka bir mutluluk başlayacak’’  dedim.   ‘’ Güzel bir şey yapmanın verdiği mutluluk, üç beş arkadaş yan yana geldiğinde yapılan geyikler, yıllarca hayalini kurduğun  hayalin gerçekleşmesi, çok istediğin o şehre yada ülkeye gitmek; o şehirde o ülke de dünyanın en özgür insanı olmak, hiç tanımadığın bir daha görmeyeceğin biriyle yaptığın üç-beş dakikalık sohbetler,  uzun zamandır görmediğin arkadaşla yeniden karşılaşmak eskileri yad etmek, başarmanın mutluluğu,  çoçukken oynadığın oyunlar hiç büyümemiş gibi yine oynayacağın oyunlar,  sevgiliye kocaman sımsıkı sarılmalar, uyanma vakti gelse de biraz daha biraz daha uyumak istiyorum diye uzatılan sabah uyanmaları,   hiç beklenmeyen bir anda alınan hediyeler,   acaba aldığında ne düşünecek beğenecek mi diye heyecanla alınan verdiğin anda gözlerinde göreceğin gülümseme;   bunlar için yaşamaz mı ‘’dedim sonra bir film geldi aklıma    ‘’hayalet’’

       ‘’Hani bir film vardı:    ‘’hayalet’’   adam ölüyor dünya da ki işleri tamam olmadığı için iki dünya arasında sıkışıyor ne öbür dünyaya gidebilir ne de burda normal insanlar gibi kalabiliyordu, hayalet olarak geziniyor, hiç bir şeye dokunamıyor,   kimseyle konuşamıyor, kimseye bir şey yapamıyordu. Sevgilisine yardım etmek için çırpınıyor ama elinden hiçbir şey gelmiyordu. Ya öyle bir şeyse dedim ölüm ve ben burada şimdi yaptığım gibi konuşamazsam seninle; şu anda sen acı çekiyor olsan sana üzülmemeni söyleyebilirim,  seni teselli edebilirim, bu çok kötü bir durum; ama belki de yarın için iyi olacak, şimdi kötü sandığımız şey yarın sana iyi gelecek diyebilirim sonra da dışarıya çıkıp  ağaç da kalmış bir kediyi kurtarabilirim veya sokakta avazım çıktığı kadar bağırabilirim, yan dairede ki teyzenin televizyonunu bir odadan diğerine de taşıyabilirim; ama ya ölürsem bunları yapmak ister; ama hiçbir şey yapamazsam ---ölmek istemiyorum, ölüm beni korkutuyor ---‘’     dedim.

14 Kasım 2010 Pazar

inanıyorum ben aşkıma

       bu aralar dilime takılan bir şarkı sanki dünyada ki tüm kadınların aşktan hatta hayattan beklentilerini anlatıyor. ''Tamamdır inanıyorum ben aşkıma''   inanmaktan  başka  ne  ister  ki  kadın?  ha   üzülmemek ister,  sevilmek ister    ''Üzmez o beni sarar beyaz beyaz pamuklara''  başka? Güvenmek ister  bir de. ''Güveniyorum sana hadi al al ona iyi bak''  güvenen, üzülmeyen, inanan, sevilen  mutlu kadın

Bilmesi Gerekmeyenler


     Mesela; bir kız’ a âşıksındır, gece-gündüz sürekli onu düşünüyorsundur, elin bütün gün telefonuna gidiyor mesaj atmak; bir şeyler sormak, o an ne yaptığını öğrenmek  istiyorsundur. ama ya fark ederse, âşık olduğumu anlarsa o zaman arkadaşlığımız da biter bir daha da onu göremem belki de çok mesaj atıyorsun der, o zaman bir daha da  mesaj atamam korkusu yaşıyorsundur.  Bunları ona anlatmak istesen de anlatmaman da yerindedir çünkü sen âşıksındır ve bu aşk sana mutluluk veriyordur ya da ızdırap ne olursa olsun bu seninle ilgili bir şeydir onun bunu bilmesi gerekmez buna BİLMESİ GEREKMEYENLER denir.

12 Kasım 2010 Cuma

neşeli çay


Neşeli  olduğum günler çayları beğendiğimi, neşesiz olduğum günler çayları beğenmediğimi iddia eden bir çaycımız var. öyle olmadığını iddia etsem de  bugün çayları beğendim

11 Kasım 2010 Perşembe

yeniliklere açık olmak

           Kendini nasıl biri olarak tanımlarsın?  Ne zaman bu soruyla karşılaşsam, onlarca madde koyar, bir tanesini de muhakkak  ‘’Yeniliklere Açık Olmak’’ yapardım. Kendini yeniliklere açık bir adam sanıyordum.ta ki 1 gün öncesine kadar.

     Bilgisayarı aldığım günden beri vista’ nın berbat bir işletim sistemi olduğunu, bilgisayarı hantallaştırmaktan başka bir şey yapmadığını, xp nin çok daha iyi bi işletim sistemi olduğunu duyarım.  Her ne kadar bir bilgisayar kurdu olmasam da azcık kullandığım birkaç programda da beni  tild eden Vista’dan kurtulmak için hep sabrettim. Başka işletim sistemi yükleyip de garantiden çıkarmayım bilgisayarı diye. Birkaç ay öncesi de garantisi bitti; ama bu seferde  tembelliğimden format atamadım bilgisayara. Bilgisayardan hiç anlamayan ben, formatı kendim atmayacak olsam da, arkadaşlarımın kucağına vermek dahi zor geldi. Artık bu bilgisayar çökecek, gidecek güzelim bilgilerim, korkuları yaşamaya başladığım da; format atmak kaçınılmaz oldu. Ev arkadaşım tam bir bilgisayar kurdu olduğundan en azından öyleymiş gibi yaptığından. Ona söyledim. Zaten o da beni kuruyor, her gün ‘’ ya bu çok yavaş yaaa, ölmüş bu bilgisayar’’ diyordu. Vesselam bir gaz haliyle at dedim şuna format. ‘’Tamam, atıyorum, yarın hazır bilgisayarın’’ dedi. Ki kendisinin en çok sevdiğim yanlarından biri benim için karmaşık, zor işleri, bir çırpı da hiç acı çekmeden yapmasıdır. Ben xp istedim bu işlerden anlamasam da garantili olsun; kullanacağım her şey için uyumlu olsun diye( sanki çok bir şey kullanıyorum da)   o windows7 dedi,  xp  windows7  xp  windows7 xp  derken,  tamam sana bırakıyorum; ama memnun kalmazsam hemen değiştirirsin dedim kabul etti.
        
      Ertesi gün eve geldiğimde bilgisayar  iş yerine götürülmüş orda voltran oluşturulmuş bilgisayar hazır hale getirilmişti. Tabii bu durumun beni ne kadar mutlu ettiğimi söylememe gerek yok. Bilgisayarı ilk elime aldığım da vavvv uçuyor bu dedim. Kısa bir net gezintisinden sonra, klasörlerimi düzenlemeye başladım. Birkaç dakika uğraşmama rağmen ne yaparsam yapayım klasörlerimin yerini istediğim gibi belirleyemiyordum. Windows 7 klasörlerin yerini  nerdeyse annenizin kızlık soyadına göre sıralamak ister misiniz diye soruyor ama istediğim yere koymama izin vermiyordu. Ev arkadaşıma sorduğum da klasörleri kaydıramazsın orda ki seçeneklere göre belirleyeceksin dedi. ‘’Ne yani ben, şimdi bu klasörleri sıralarken istediğim gibi sıralamayacak mıyım ilaha da onun söylediği seçeneklerden mi yapcam’’  dedim çok garip bir şey söylemişim gibi yüzüme bakıp ‘’koymuş işte bir sürü seçenek’’ daha ne istiyorsun dedi. Benim için ‘’ Windows 7 bitti basit bir sıralamayı bile yapamadıktan sonra daha ne yarar ki ’’ derken ev arkadaşımdan çok büyütüyorsun yorumu geldi. İlk anda yaa ne büyütmesi bunu yapamadıktan sonra neye yarar  dedimse de ertesi gün bir daha düşündüğümde aslında sorunun klasör değişimi falan olmadığını sorunun sadece yeni bir şeyi kabullenememek olduğunu düşündüm. Ev arkadaşım haklıydı çok büyütüyordum ve bu yeni şeyi kabullenmeliydim.